Oca
05
2010
0

Yaşamın anlamı

Eğer Olmayacaksa yarının dünden farkı
Yaşanmayacaksa bugün umut ettiklerim
Gözlerde yaş bırakacaksa da yalnız gelecek
Yaşamanın da bir anlamı olmalı elbet

Beni sevmeyecekse sevdiğim kadın
Bir başkasıyla kuracaksa hayatını
Gün gelip belki hiç görüşmeyeceksem bile
Öyleyse bile! yaşamanın da bir anlamı olmalı

Gülüp geçeceksem yaptığım çocukluklara ya da
Ellili yaşlarında pişman olacaksam yapmadıklarıma
Üzüleceksem de üzerinden yıllar geçmiş yapamadıklarıma
Elbet yaşamanın da bir anlamı olmalı

Bir gün aslında hiç yaşamadığımı farkettiğim zaman
Dünyadaki gelmiş geçmiş o en yalnız anımda
Sevdiklerim sevdalandıklarım çoktandır göçteyse
Bende unutulacaksam belki bir iki yıl sonra

Aramayacaksa hiç bir kalp bu adamı en zor anımda
Bu sefer gerçekten tutulacaksa kelimeler ağızdan her çıkışında
Bir iskemlede ölü bulunacaksam da!
Mutlaka yaşıyor olmanın da bir anlamı.

Yazılma tarihi : Üç beş yıl önce

Yaziyi gonderen deniz.cetiner in: Şiirlerim |
Ağu
22
2009
0

Hacı Yatmaz

haciyatmaz

Maziden gelen bir oyuncak, çocukluğumuzda ne kadar yatırmak için uğraşsak ta yıkamadığımız hacı yatmaz. İçinde bulunan ağır bilyenin sayesinde hep dik durmasını başaran oyuncağımız. Biraz sevimli ve dik duruşuyla aslında bana çok şey öğretmişti zannedersem.

Öyle kırılmayı, incinmeyi değil, ayakta durmayı, gülümsemeyi, içindeki o ağırlığın gücünü içindeki o her neyse, yatmamanın, dış etkenlerin bitmek bilmez yıkıcı gücüne karşı ayakta kalmanın, aslında hayatımız olduğunu. Bir çocuğun bitmek tükenmek bilmeyen enerjisine karşı bile direnen hacı yatmaz, hayatta yıkılmayanların ve yola devam edenlerin oyuncağı mıydı? Öyle kolay mıydı yıkılmamak, düşen her söz damlasının, her sevgisiz gülüşün bir kurşun gibi açtığı yarayla yaşamak ve ayakta kalmak kolay mıydı?

Bu ağustos yazında, akşam üstü bir gecede düşündüm geçen gün. Herkes birer birer devrilmekteydi ve şairin dediği gibi kurşun gibi ağırdı hava. Bağırmanın zamanı gelmediğini mi düşünüyorsun o içindeki ağır bilyeye. Her gün birileri hayata boğun eğiyor, görüyorum, biraz bende düşüyorum. Ölmedikçe ya da gerçekten bitmedikçe bu insanın içindeki ve isyan etmekteysek hala umut var sanırım. Daha hala ayağa kalkacak gücün var yani, kendini kandırma. Orada hala yolunu bulduğunda ilk yüz metrede yeni dünya rekoru kıracak biri var! (*)

Geçen gün uzun zaman sonra gerçekten içimden güldüğümde aslında diğer gülüşlerin ne kadar yalan olduğunu, içimdeki bu ağır şeyin gülmekle daha da ağırlaştığını, sanki damarlarımda akan kanın biraz daha hafiflediğini hissettim.

Öyle kolay da değil hani bu devirde gülmek. Peşi sıra gelen yıkıntıların ardından, henüz üstümüzden geçmeden bulut, binlerce yağmur duasının ardından can suyuna hasret beklerken hala gülmek kolay değil.

Özlemiş olmak için özlemek değil bu, öyle dost arasında dillendirilebilecek de değil. Hayatı özlemek bu, bir alt kümesi olduğun ve kesişim kümeleriyle idare ettiğin hayatın birleşim kümesini özlemek.  Mutluluk büyük alt küme altında artık kesişim değil de, birleşim kümesiyle yaşamaksa; ben biraz üzüntülüysem, biraz da sen üzüntülü olmalısın. Ben biraz mutluysam, biraz da sen. Ben öldüğümde biraz da senin için ölmeli. Bizi öğretilenin aksine, bizi sevginin değil de sevgisizliğin yıktığını anlamalısın.

Ve hacı yatmaz olmalısın.
(*) son 100 metro dünya rekoru 9.58’lik derecesiyle 16 Ağustos 2009’da Usain Boalt tarafından kırıldı.

(**) kümelerle ilgili detaylı bilgi için http://www.matematikci.org/oss/cebir/14.htm

Ağustos, 2009

Yaziyi gonderen deniz.cetiner in: Makalelerim |
Tem
22
2009
0

Siyahtan Maviye Geçiş Telaşım

onluk

Şeffaf uçlu kalem olmak isterdim en zor sınavında
Ve arı maya silgim olmanı isterdim silmek istediklerim için hayatımda
Siyah önlükten maviye geçiş telaşımda
Seni yine yeniden sevmek isterdim kolalı yakarımla

Ve senin o ince dantelli annenin ördüğü güzel yakandaki güzel işlemelerin içinde tekrar sen olmanı isterdim. Zor değil biliyorum. Öyle çok da zaman geçmedi bilmem kaç bin yıl değil. Uzak yollardan gelmiyoruz ve çok uzaklara gitme niyetinde değiliz. Biz değildik biz olmadık ama içimizdeki biz hala facitle hesap yapıyor ziraat bankasında. Bir fazla bir eksik gösteriyor şu anki hesap makinelerinin aksine, doğruya dosdoğru, yanlışa yap yanlış demeden bir yaşamda olmak isterdim.

Belki sen o şarkıyı pilin bitmesin diye, kaseti hala kalemle geri alıyorsun. Belki hala sen akşam yemeği için annen eve çağırdığında sokaktaki oyununu bırakmak istemiyorsun. Belki sen hala içindeki o seni arıyorsun.

Belki sen uyuyorsun belki biliyorsun belki de… bilemiyorum..

Bilmek istiyorsan, ben hala dünyanın her hangi bir köşesine seninle gitmek istiyorum. Yoldayken de, işteyken de, evdeyken de ya da bir yerde güzel bir muhabbetle biraz bir şeyler içerken de aslında sıra örtüsünde yazdığımız ikimizin baş harflerini düşünüyorum.  Orada mısın, yok musun, oradaysan da yok musun?  Siyah beyaz bir fotoğrafta gülen yüzün olmak istiyorum ya da asker çıktığında sürpriz yumurtandan beğenmeyip bana vermeni istiyorum.

Elin olmak istiyorum, öğretmen cetveli eline her vurduğunda. Beraber gazoz kapağı toplamak istiyorum, ama erkek oyunu dersen papatya da toplayabiliriz. Kısaca sen nasıl istersen. Bil ki aklımda hep sen varsın, bil ki seni düşünüyorum.  Siyahı gördüm ki maviye geçiyorum. Henüz yanıp, bitip kül olmadan bu dağ ben sana bir hediye vermek istiyorum.  Portakalı soyup başucuma koymadan, ben bir yalan uydurmadan gölgelerin gücü adına seni  bana istiyorum.

Haziran, 2009

Yaziyi gonderen deniz.cetiner in: Makalelerim |
Tem
10
2009
0

Mavi gözlü, dev adamı özledim!

ataturk

Eskiden her mahalle bakkalında Atatürk resmi vardı, girdiğiniz her lokanta, her iş yeri, her evde. Şimdi yerini Arapça harflerle yazılmış kelimeler aldı. O zaman nasıl insanların Atatürk sevgileri prim yapıyorsa, şimdi de insanların din sevgileri prim yapıyor. Türkiye’de hiçbir şey değişmedi. Atatürkçülük de Dincilik de paranın tercih edilmesi ile artıyor ya da azalıyor. Kısacası milletimiz nasıl para kazanacaksa onun yanına geçiyor; yani benim memurum işini biliyor. Bu ayrışmaya da gerek yok, hepsi bir arada olabilir, ama dinciler Atatürk portresine tahammül edemiyor ve o bakkaldan alışveriş yapmıyorlar, Atatürkçüler de çok dindar öğeleri kullanan yerlerden alışveriş yapmıyorlar. Burada ince bir tespit yapmadan geçemeyeceğim, neden bilmiyorum ama Atatürk portresi açanların mekanları daha temiz ve düzenli oluyor. Oysa temizlik imandan gelir dememişler miydi bize? Doğruyu söylemek gerekirse, ben 40 santim sakalı olan birisinin getirdiği ayranı içmek istemiyorum.

Bu devleti hatta milleti oluşturan yeni bir birlik sağlayan, şu anda esaret altında bir Irak ya da Filistin olmamamızı, bir Müslüman olarak dinimizi utanmadan yaşamamızı ve bir Türk’üm diyen olarak bu topraklar bizim dememizi sağlayan yegane insan olan Mustafa Kemal’in portresini asmaktan niye korkasınız ki, bu ülkenin %40’ı AKP’ye oy verdi diye mi? Ya da bir kişinin niye dine olan bağlılığından dolayı lokantasının bir köşesine “Her şey Allah’ındır” yazmasını niye gerici olarak düşünürsünüz ki? Bu ülkenin %40’ı AK Parti’ye oy verdi diye mi?
 
Problemi bulduk, AKP ya da AK Parti kimin nasıl söylediği, gerçeği değiştirmez. AKP’nin din kökenli politikaları ve devletin laik düzenine gelen darbeler, korkular, sindirmelerdir problem olan. Demek ki laiklik bize lazımmış, aşırı dincilerden korkmamamız için de, dini rahatça yaşayabilmemiz için de, dinsizin özgürce yaşayabilmesi için de. 
 
Yazdıklarımın dışında kişisel olarak, Atatürk’ü ve Atatürk portrelerini çok özlediğimi belirtmek istiyorum. Mavi gözlü dev adamı! Bize hepimizin bu ülke için her an bir şeyler yapabileceğini hatırlatan tek kişi görmeyi özledim.
Yaziyi gonderen deniz.cetiner in: Makalelerim |
Haz
22
2009
0

Onca Yollardan Sonra Yeniden Yollara Düşmek

yol

Mümkün mü? Tabi ki değil. Zaman geçiyor ve zaman kavramının içinde geçtiğimiz yollar kalıyor. Hiçbir zaman aynı yoldan geçemiyoruz. Ne kozmozdaki kara delikler, ne de Süleyman Demirel’in aşınmayan yolları çare olmuyor. Ne yapmalıyız peki hayatta, üzüldüğümüz, yıkıldığımız yollara başı dik dönmek için, neleri değiştirmeliyiz. Zamanı mı değiştirmeliyiz ya da o kişileri, o duvarları tekrar bir araya mı getirmeliyiz. Olmuyor yapılacak da pek bir şey yok.

Düşsün mü herkes yılgınlığa, yol vermesinler mi kanatlı atlara. Geçti mi diyelim, bitti mi diyelim. Onca yıllardan sonra tekrar geri mi dönelim. Olmamış yaşamların vurgunluğunda, eksik yarınların acizliğinde şu koltukta oturup müzik dinlerken, müziğin içinden çıkardığım cümlelerle bu yazıyı yazarken hala düşünüyorum.

Gerçeği hiçbir zaman öğrenemeyeceğini bilmek çok ağır geliyor. Milyonlarca kilometre yol aldıktan sonra arkana bakıp, aslında dönmen gereken yola dönemeyeceğini bilmek, özlemek, beklemek ve bilmek. Zor olanı zor diye zorlayıp zorda kalmak çok ağır geliyor.
 
En güzel Deniz henüz gidemediklerimiz mi? Yaşamadığımız günler için hala en güzel günlerimiz diyebiliyor muyuz?
 
Gitmemeli yılmadan umuttan, terk etmemeli gemiyi batarken hayattan ve günü geldiğinde yitmeli insan ses çıkarmadan. Burası gibi değil gideceğimiz memleket, denizi ayrı deniz havası ayrı hava.
 
Uzak değil dünyanın kapıları. Neresi sıla bize neresi gurbet…
Yaziyi gonderen deniz.cetiner in: Makalelerim |
Haz
22
2009
0

Daldan Düşen Bir Meyvedir Hayat Yani Ölünce Olmak

meyve

Tabiatın saati tam şu anda bazılarını hücreden meyveye dönüştürmek üzere, bazılarını ise meyveden toprağa dönüştürmek üzere işlemeye devam ediyor. Bir tomurcuk olan başlayan hayatımız büyük bir ağaçta olgunlaşmaya çalışan bir meyve gibi.

Meyve kurtları, güneş, susuzluk ile boğuşuyoruz. Bizim için kendini feda eden yaprakların gölgesinde, bazen Gülhane parkındaki bir ceviz ağacında yüz bin göz oluyoruz, bazen bir ağaç gibi tek ve hür ve bazende bir orman gibi kardeşçesine.

Kendi yaptıklarınla o kadar çok böbürlenen kişilere şunu söylemek gerek; durun ve düşünün aslında hepimiz hayatta kalmaya çalışıyoruz. Çürük bir meyve yanındakileri de çürütmeye başlıyor. Yeni aşı yapılmış bir dal bazen tutuyor bazen tutmuyor. Şu anda söyleyeceğim söz her ne kadar muhafazakar kesimin hoşuna gitse de yinede söylemek istiyorum. Bize hayat veren Toprak gün gelince, bize verdiği hayatın borçlarını kesiyor. Toprak denilen şey de, muhasebenin Aktif – Pasif dengesi hep dengede oluyor. Topraktan gelip toprağa gidiyoruz ve biz bu hayatın değerini  aptal koşuşturmalar yüzünden bilemiyoruz.

“Yeşilmişik” eskiden, şimdi biraz sarardık ve birkaç zaman sonra herkes kendi rengini alacak. Kimi yeşil elma olacak, kimi kırmızı, kimi sarı…

Henüz diğer ağaçları bilemiyorum çünkü ben farklı meyve türleri ile aşılanmış dalları olan büyük bir elma ağacında yani Türkiye’de yaşıyorum.

İyice olgunlaştığımda kopacağımı biliyorum dalımdan, sen beni gelip koparmadan.

Yaziyi gonderen deniz.cetiner in: Makalelerim |
May
01
2009
0

Göğü Delen

nycempirestate

Gökdelen yapabilmek için önce yerin dibine ineceksin. Öyle birkaç metre değil!  O kadar dibine ineceksin ki, o dipten baktığında yeryüzü sana gökdelenmiş gibi gelecek. Acı çekeceksin. Yaralanacak ve yılgın düşene kadar gideceksin dibe. Bekleyeceksin sabırla… Bir gökdelen yapmak istiyorsan, önce onu çok isticeksin. Orta karar bir hayatla bunu yapamazsın. Deli gibi istemek için önce dibi göreceksin.

Hazır hissettiğinde örmeye başlayacaksın hayat tuğlalarını, sabırla öreceksin. Tek tek sıkılacaksın ama yinede örmeye devam edeceksin. Yolda seninle o dibin bir yerine kadar gelmiş dostlarını da alacaksın yanına. Yıllar geçecek yorulacaksın ama devam edeceksin. Kolay değil gökdelen yapmak.  Bir gün hayatı akışına bırakmış insanların olduğu yere, yeryüzüne çıkacaksın. Herkes orada seni görecek, hatta birçoğu seni dipte küçümsediği için onların yanına gelmeni hazmedemeyecekler. Hatta bir ara geldim işte diyeceksin, tamam yoruldum bundan sonrasını yapamam diye düşüneceksin. O insanların rahatlığı seni  de etkileyecek. Ama bir an hatırlayacaksın, dipteyken düşündüklerini, hayallerini ve devam edeceksin. Birkaç metre yükseldiğinde insanlar senden uzaklaşmaya başlayacaklar. Moralin bozulacak başta. Yanına senle dibin bir yerine kadar inmiş dostlarını, aileni alacaksın. Her geçen gün tuğlaları ördükçe, mavi göğe biraz daha yaklaşacaksın.

Hayatının yarısını dipten yeryüzüne çıkmaya harcamana rağmen, yeryüzünden göğe çıkmak o kadar uzun sürmeyecek. Ve bir gün göğü deleceksin. Yanında yüzlerce kişi olmayacak. Kendi istediğin küçük dünyanı bir eş, birkaç çocuk ve birkaç dost ile kuracaksın. Gökdelenin her bir katında birilerini mutlu etmenin verdiği huzurla bakacaksın bulutların üzerinden. Ve öyle bir gün gelecek ki hiçbir katı olmayan evinde yaşamayı hayal edeceksin, sıcak gösterişsiz, huzurlu ve yere yakın.

Mayıs, 2009

Yaziyi gonderen deniz.cetiner in: Makalelerim |
Mar
22
2009
0

%90 İndirimli Sevgi

love

O kadar alıştık ki; bir gömlek aldığımızda bir gömleği de bedava sanarak almaya, gençliğin bizim için çok uzakta kaldığını bilmelerine rağmen gençturkcell’den %25 indirim vermelerine ya da akşam eve giderken alacağımız şarap için kasiyere chip-paramızdan çek demeye. Bize değerlerinin çok üstünde zannettirilen haklarımızı daha sonra bize bir armağan gibi vermelerine çok alıştık.

Boğulduk artık yapacak pek fazla bir şey yok, bu indirimli hayata alıştık bir kere! Değer verdiğimiz bir kalbin bizim olması için o kişiye hak ettiği değeri veriyor muyuz? Sevgimizde %90 indirim yapıyoruz. Diğer yaptığımız alışveriş zannetiklerimizin yanında da, sevginin bonustan gelmesini istiyoruz. Ne yazık ki bonustan gelenler de oluyor ve değerini bilmiyoruz. Eski aşkımızı getirip yenisini daha indirimli almaya çalışıyoruz. Bir bedeni vücudumuzdan ayırıyor olmanın, bize gelen yeni sürümdeki artılardan çok daha fazla değer kaybettirdiğini bilmiyoruz. Elimizde kalmayan parayla sezon sonu ilişkilerde hayalimizdeki modayı arıyoruz.

Mil puanlarımızla zamanın bizi beklediği yere eğlenerek fakat mutluluğu özümsemeden yavaş yavaş gidiyoruz.

Mart, 2009

Yaziyi gonderen deniz.cetiner in: Makalelerim |
Ara
03
2007
0

Ekim ve Kasım Ayları

ekim

Beni ekim ve kasım ayları mahvetti.
Şairin dediğine inat güzel havalarda sevmedim ben..
Bir ekim akşamında karar verdim düzenin değişeceğine…
bir ekim akşamında inandım dünyanın sınırlar içinde bitmediğine…
Bir ekim öğleninde İstanbul’ da bir okulda değişti hayat.

Bir ekim akşamında paylaşılan bir hikayede kasım ayının sonuna gelindiğinde yılmıştım. Elim kırılmıştı ekimde ve de kalbim kasımda. Elim kırıldığında sabaha karşıydı, ayağa kalktığımı zannetiğim bir anda düşmüştüm. Hayattaki nerdeyse herşeylerim olan ellerimden soldakini.

Hüzün doruklarında bir yokluğa gitmiştim benim olmayan bir şehirde, benim olmadığım bir benlikte. Bu hüzünü bir yıl sonraki ekime kadar ertelediğimin farkına varmamıştım. Aslında aynı hüzünü bir sonraki ekime ya da kasıma ertelediğim ilk de değildi. Çok yakın ama bir o kadar uzak zamanlar gibi geliyordu insana. Bu zamana kadar yirmi altı ekim ve kasım geçti.

Bugün de on beş kasım yaşadığım binlerce kalkışın ya da yıkılışın ardından yine burdayım. Yılmışlıkla başetmek imkansız sanırım. Yinede vazgeçirmeyen aptalca bir umut yok değil. Rakamların ve harflerin oluşturduğu yön verdiği dünyamda bir ekim ya da kasımda olmasını umut ettiğim şeyler.  Birazcık daha uzak değil, çok az daha yakında değil. Ben kendimi bildiğimde yapraklar sarıydı ve rüzgarlıydı hava

Biliyorum yine geliyor… çok çok uzak değil.

2007

Yaziyi gonderen deniz.cetiner in: Makalelerim |
Ağu
22
2006
0

Ve Bitti..

bitti

Artık düşünüyor değilim seninle geçecek günlerin hayalini
Yorulmuşsam, karar vermişsem
                  bitmemişse
                                ama bitirmişsem
ve Artık benim için hazır kıta beklettiğin o titrek eline bakmıyorsam
Bir ölünün çaresiz yokluğunu hissetmek gibi olmuşsa da bu bitiş
                                                                               bu sefer bitti.

Yaziyi gonderen deniz.cetiner in: Şiirlerim |
 
adc

Altyapi ADC